blog

Modern Zamanın Şifası: Fark Yaratın

Ekonominin gidişatı, ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik durum ya da refah seviyesine göre üretim-tüketim oranlarını belirliyor. Bu gidişatı belirleyen birçok etken olmakla beraber satış stratejileri hızla değişiyor, alaşağı olabiliyor. Kısacası tüketicinin odağına yerleşmek ve isteklerini takip etmek bir hayli zorlaşıyor.

Reklam ve pazarlama sektörü de bu gidişattan doğrudan nasibini alıyor desek yanlış olmaz. Rekabet her zaman ‘fark yaratma’yı zorunlu kılarak markalar için mükemmellik arayışına yol açıyor. Peki tüketiciye ulaşmanın sırrı nereden geçiyor dersiniz? Satış aşamasına kadar geçen sürede müşteri ne ister markalar ne verir?

Bu süreç biraz da karşılıklı aslında. Fakat yaratılan algı ise tüm stratejilerin temelini oluşturuyor. Bu anlamda istikrarlı bir motto, geleceğe dair hedeflenen planlar için hayati önem taşır. Bir marka yaratmak ve büyütmek; bir insan yetiştirmeye benzer. Kimliği, kişiliği, karakteri; hatta karakteri ışığında inişleri çıkışları olan bir makro yapıdır. Global markaların hikayelerini araştırın, birçoğundaki ortak nokta tam da bu adımlardan geçer.

“Eğer kişilerin duygularına hitap etmezsen, onlar üzüldüğünde onların hissedeceği şekilde üzülmezsen veya sevinirken onlar adına sevinmezsen satış yapamazsın.” Brené Brown sizce de çok haklı değil mi? Aslında tüm bu pazarlama stratejileri çok vurucu, basit bir yerden çıkar: Samimiyet; yalnızca duygusal bir bağ kurarak oluşacak bir kavramdan bahsediyoruz.

Tüketici bir ürün almak için öncelikle ona ihtiyacı olduğunu düşünmek ister. Temel ihtiyaçlar dışında satın alınan ürünler ise tüketim odaklı, kişisel zevk ve lükse giren alımlara dahildir. Bu alan çoğu zaman -kuşkusuz- temel ihtiyaç alımlarını iki katına katlar. Sebebi ise elbette çok basit: Kapitalizm ve popülarite. Her iki kanal için de öncelikle şunu göz ardı etmemek gerekir ki müşteri markadan daha değerlidir. Unutmayın, markanızı oluşturan dinamit, müşterileriniz. Sizi siz yapan şey onların hayatına dahil olmak; onlarla yaşamak. Kısaca onlara eşlik etmeniz! Tüketici ile iletişim biçimi bu anlamda çok önemli. Tüm bunları başarmak için en başında sözünü ettiğimiz mottonuz çerçevesinde ‘hayatına eşlik etmek istediğiniz insanlara’, yani hedef kitlenize yönelik stratejiler belirlemeye başladığınız anda yeni bir yolculuk da başlar.

Kurduğunuz bağ ile birlikte en kısa, en vurucu ve en basit mesajı vermeniz için bilinen kurallardan mutlaka haberiniz vardır. Gördüklerimizin %90’ını tasarım dili ile birlikte saniyenin onda birinde algılıyor ve %70 oranında unutmuyoruz. Beynimiz renklerin gücüne inanıyor ve onları %80 oranında depoluyor. Renk skalasına göre belirli duygular uyandırıyor ve algımızı yönlendiriyor. Ortalama dikkat süremiz ise 8 saniye! Tüm bunları düşünüce kilit nokta aynı zamanda ‘nokta atışı’ haline geliyor.

Yani kısa anlatın ya da göstererek anlatın. Ya da siz susun tasarımızın konuşsun, göreceksiniz ki yarattığınız fark mükemmelliği yakalatacaktır.

Etiketler:
Bir Sonraki Yazı

2018’e Veda: Dijital Medya Günlüğü

Bir Önceki Yazı

Seven Sevilir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir