kitle

Şuramda bir kitle var Reklamcı Bey evladım!

Uzaktan bakınca pek hoş bir mesleğimiz var, değil mi? Ayakları masaya uzatıp geyik yaparak fikir bulmalar, oyun masalarıyla dolu ofisler, happy-hour’lar, isteyince uzaktan çalışmalar… Gıcık bir trol edasıyla “Evet, sadece eğleniyoruz, hehe, haydi size iyi çalışmalar!” deyip yazıyı noktalamanın eğlenceli olacağını düşünsem de devam edeceğim.

Yok yok, gecelerce süren mesailerden, konkur streslerinden, fikir çalınmalarından, bütçe eksiklerinin sıradan işlere sebebiyet vermesinden de bahsetmeyeceğim. Azıcık vaktiniz varsa kahvenize kişi-kitle çatışması hakkında gevezelik ederek eşlik etmek niyetindeyim.

Kahveden büyük bir yudum aldıysak başlayalım. Efendim, bu dışı sizi içi bizi yakan mesleğin yaptığı her ne kadar kitle iletişimi gibi görünse de kalbe dokunmayan çalışmalar, didaktik birer duyuru olmanın ötesine geçmiyor. Kalbi olansa kitle değil, kişidir, malumunuz. Bu paradoksun yol açtığı “kitlelere seslenirken içindeki bireyi ayırıp kalbine ulaştıktan sonra aynı reklam içinde genel kitleyi ikna etmek için çalışmaya devam edelim zira kişi bir başına ikna olsa da grup psikolojisi baskın gelir” zorluğunu çözmek için kimi zamanlar hakikaten mesailer yetmiyor. Şu noktada “kişi nedir, kitle nedir” konusunu da hafifçe açmak gerek sanırım. Kişi, yani siz biz, kararlarını kendi veren, kendi geçmişinden, çevresinden, deneyiminden yola çıkarak güdülenen beşerî varlıktır. “Hedef kitle” olarak ayrıntılandırdığımız kitle* ise ortak bir bağları bulunan kişi topluluğuna denir; minik bir örnek verirsek bir okulun öğrencisi olmak, kişiyi otomatik olarak okul kitlesine dâhil eder. Kişi, grup üyesi rolüne girdiğinde kendi psikolojisinden soyutlanıp grup psikolojisine sahip olur. Örneğin okul yemeğine 25 kuruş zam geldiğinde kişi bundan rahatsızlık duysa bile sesini çıkarmadan ücretini öderken grup içinde olduğunda isyan eder, yürüyüşe katılır, Rektörlük kapısında nöbet tutar. Grup psikolojisi içinde bireysel kanaat kaybolurken topluluğa uymak hayatî önem kazanır. Böyle anlattığımızda “E o zaman kitleyi ikna edin, gitsin!” diyebilirsiniz. Onun cevabını da bir örnekle verelim: Topluluğunun içindeyken hayatının en önemli olayı zammı protesto etmek olan öğrencilerden biri kitleden koparılıp Rektör’ün karşısına götürüldüğünde orada slogan atmaya devam edemez, okuldan atılıp atılmayacağını düşünerek strese girer, kibar mı kibar bir savunma metni yazar. Yani, mesele ikna etmek olduğunda kişiye ve kitleye aynı anda ulaşmak gerekiyor.

Peki bu durumu nasıl çözüyoruz? Çokça olay senaryosu, çokça deneyim, çokça emek, çokça beyin fırtınası, çokça içgörü, çokça sağlama ve çok ama çok kahvenin yardımıyla ortaya sonuçları markalarımızı sevindiren işler çıkarıyoruz.

*Meraklısı fark edecektir; sosyolojide grup ile kitle farklı şeylerdir. Kitle bağımsız yığınlar demekken grup ortak bağı bulunan topluluklar demektir. Sektörde ve yazıda “hedef kitle” olarak adlandırdığımız, ortak bağlara sahip topluluklar, sosyolojideki grup teriminin karşılığı olmakta ve biraz söyleniş kolaylığı, biraz da galatımeşruyla kısaca “kitle” olarak anılmaktadır.

Etiketler:
Bir Sonraki Yazı

Sunum tasarım süreci hakkında 7 önemli nokta

Bir Önceki Yazı

Veri: Çağımızın bilgi anahtarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir